Şiirler

GÖDÜL KÖYÜ

Gödül insanı çok sıcak
Açarlar her yerde ocak
Yetmişbeş hanedir ancak
Gödül Köyü Gödül Köyü

Gödül Köyü çocukları
Sıvamışlar hep kolları
Gurbete düşmüş yolları
Gödül Köyü Gödül Köyü

İlkbaharda açar çiçek
Öter tarlalarda böcek
Dağlar taşlar inleyecek
Gödül Köyü Gödül Köyü

Yaz gelince kokar güller
Konar dallara bülbüller
Hep seni mırıldar diller
Gödül Köyü Gödül Köyü

Kış boyunca yağar karın
Dolup taşar sokakların
Serin eser barkarların
Gödül Köyü Gödül Köyü

Temiz havalar orada
Soğuk sular her kurnada
Bir eşin yoktur dünyada
Gödül Köyü Gödül Köyü

Çelebi köyünle öğün
Orda kurulmuştur düğün
Özlemin her köylünde bugün
Gödül Köyü Gödül Köyü

***Gödül.com üyelerine ithaf olunur.

NE GÜZEL UYMUŞ

Gel emice senle seyran eyliyek
Gödüle de dağlar ne güzel uymuş
Bizi yaradana şükür eyliyek
Gödüle de sular ne güzel uymuş

Karlar eksik olmaz dağın başında
Binbir hikmet gizli O’nun işinde
Arif olan anlar işte karşında
Gödüle Mezire ne güzel uymuş

Çelebi de beyaz giyer kış günü
Karşı dağa yaslı Mağara önü
Dünyaya duyulmuş köyümün ünü
Derneğe de başkan ne güzel uymuş
Kelkit’e de başkan ne güzel uymuş
10 Şubat 2013

ERKENDEN

Bizim köyde Katmes anam ocağı
Her sabah kalkar yakar erkenden
Evi olmuş sanki sağlık ocağı
Dertlilere derman bakar erkenden

Karatayın muhtarligi şahane
Koylu eker kartol ile lahana
Çolak emim ogul koyar kovana
Kelkitte soluğu alır erkenden

Kuftu Muammer su bizim komsu
Yatagin kirandan gecerdi yolu
Cökelik ekmekle cantasi dolu
Tirkisin yolunu tutar erkenden

Haci Babam alisveris yapardi
Ocak acip toz ve kömür satardi
Haci Harun ile tam kafadardi
Kahvenin yolunu tutar erkenden

Gece gunduz Orta pahar seslenir
Lamba Halil artist gibi süslenir
Deli Dervis duvarlara yaslanir
Kurt Kazim kahveyi acar erkenden

Halit Hoca hakka eder dualar
Musa emmi moturunu yuvarlar
Lülük Osman tilkileri kovalar
Münübüsler korna calar erkenden

Hacı Alinin degirmenler mekani
Başkan Adem bekler durur dükkanı
Dana sığır davar körpe çobanı
Dağların yolunu tutar erkenden

Çelebi’nin mahlesine, köyüne
Deresine,tepesine,düzüne
Dagda acan cicegine,gülüne
Pare pare duman coker erkenden

Bizim koyde karsi daglar kar midir?
Davul zurna calar kurduklari bar midir?
Koyun meler kuzulari var midir?
Lapa lapa yagan tozak midir kar midir?

*******************************

Hatunoglu gece gunduz seslenir
Daglar taslar gelin gibi suslenir
Hayvanlari kir otuyla beslenir
Cobanlari may may diye herslenir

*******************************

Bizim koyun karsisinda yokus var
Ciceginde turlu tevir kokus var
Taniyamam yaylasinda bir kus var
Derdini derdime katar her zaman

“Minarenin alemi
Merekte harman gemi
Gezdim yedi duveli
Bulamadım o demi”

“Üst başı çukur tarla
Altında var ahbunlar
Posmadüzü yazıyla
Ne hoş uyar ah bunlar”

“Çökelik koydum sahana
Tuzsuz yağla şahane,
Çayın burnumda tüter
Yemek içmek bahane.

“Gödüllüyüm ben özüm
Kulak ver dinle sözüm
Eller Gödüle hayran
En başta benim özüm.

EŞREF DEDENİN BAHÇESİ

Kaç kere elmanı yedim bahçenden
İçimde bir sızı durur inceden

Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var

Gönlümüz gamlanır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde
Yar senin aşkınla tutuldum derde
Yine mi gurbetten kara haber var

*******

Nice güzeller gördüm geçirdim
Epey hanlar hanumanlar göçürdüm
Susuzları kana kana içirdim
Yığın yığın ekinleri biçirdim
Bunca badireler gördüm geçirdim

*******

İki dağın arasına konmuşum
Kartal gibi taştan taşa uçmuşum
Mutlu günler görmüş, sefa sürmüşüm
Gödül namıyla meşhur köymüşüm

*******

“Ellerimi çekip senden
Köyüm yıllar geçer oldu
Hem sever hem sevilirdik
Bu gurbetlik neden oldu”

“Öz aşkımla dileyimle
Ayrı düştüm köyüme ben
Ancak senden ayrı gezen
Yürek değil beden oldu”

“Tarlalarda desteyim ben
Bülbülüm kafesdeyim ben
Gezerim ben gamlı gamlı
Gören sanır hastayım ben”

*******

Kış bitip de bahar gelince
Kar çiçeği açar bizim orada
Lodos esip karlar eriyince
Şırıl şırıl su akar bizim orada

Bahar gelip karlar kalkınca
Yeşile bürünür bizim orada
Yağmur yağıp güneş çıkınca
Çiçeğe bezenir bizim orada

*******

“Gaban’dan aşıp sana varırız,

Ayrılık yarasın sende sararız.

Senin gibi diyar,arar sorarız,

Dağları taşları yoldur Gödül’ün.”

*******

“Ok hedefe varsa, sebep hep yaymış.
Gönül gurbet elde,yirmi yıl saymış.
Bir sevda uğruna,sıladan caymış.
Tadın damağımdan gitmiyor Gödül.”

*******

Gödüle Selam

Gurbet elde internette gezerken
Uyku gelmiş gözlerimi süzerken
Eski çağlar hayalimi bezerken
Gözüm düştü köyün facebook ağına
Dua ettim ölüsüne sağınaHarman vakti gelir gemler sürerdik
Kenan emicemin gölde çimerdik
Temel emim görür diye sinerdik
Rahmetlinin nurlar yağsın kabrine
Hep neşeli görünürdü gözümeEvden çıktım yukarıpahar göründü
İçtim baktım soğuk suyu serindi
Yolda dede gada emim yerindi
Hey gidi hey dedi gençlik çağları
İnledi ahıyla konağın önleriOrta pahar yokuşundan çıkan yorulur
Yorulan da konağın kapıda durulur
Kürt Kazim Gödül senden sorulur
İki çay ver Musagil’in Rambo’ya
Rahmet olsun hacı babam KalloyaDavar ile Cıvcıvın düze gelirdi
Gaydeler horonlar dize gelirdi
Dilinde türküler söze gelirdi
O söylerdi Öğle kaya dinlerdi
Eğlencemiz akşama dek sürerdiTemel emim ıslık çalar inceden
Gayde tutar ses getirir yüceden
Doyum olmaz gündüzlerden geceden
Ondan sonra sıksarayı kim çaldı
Hasan Hüseyin Rahim Baki kaldıKöye yol vurdular hatunoğlundan
Aşırdılar tarlalardan bağlardan
Giden gitti, bize kalan sağlardan
Hava bacım senin ömrün var olsun
Var oldukça sana baki yar olsunGödüle de kara haber ulaştı
Duyanların aklı bu işe şaştı
ömrü billah dere tepe dolaştı
Üç şubatta emim hakk’a yürüdü
Akan yaşlar kirpikleri bürüdüBir yaprak düştü çelebi dalından
Hakk’ı seven ayrılmasın yolundan
Ağaya da faydası yok malından
Geçim için hep çalıştı didindi
Çelebi der Kelkittedir o şimdi
3.2.2013
Temel Emime Ağıt

Bir İnayet Olaydı

Bir İnayet Olaydı
Bir inayet olaydı kırk yıl geri gideydim
Nenemin çitlerini çekiştirip dideydim
Sabah namazdan sonra dedem eve geleydi
Bana para vereydi, bir de beni seveydi.
Hacı Kotan can dedem, muhtaca ilaç dedem
Geleni çevirmezdin varlığı destan dedem
Her zaman en ön safta kılardın namazını.
Dua dua yalvarıp ederdin niyazını.
Haber aldım ki bir gün ansızın göçüp gitmiş.
Trabzondan atlayıp geldiğimde çok geçmiş.
Canım ninem tez gittin bizden uzak illere
Kokuna hasret kaldım ver getirsin yellere
Senin kokun cennetten, cennetin bağlarından
Çıkıp gelemez misin öpem ayaklarından
Çok yattın kara yerde de haydi çıkıp da gel
Yıllardır bekliyorum ne olur uzat bir el
Adımı çok severdin kilap derdin sen bana
Ne kadar göresmişim, ne kadar hasret sana
Gene davar güdeydin papağınla fesinle
Celebe seslenseydin doyulmaz gür sesinle
Bir inayet olaydı kırk yıl geri gideydim
Babamla tırpan biçip dağda odun edeydim
Sereydik döşekleri odanın orta yerine
Uyanaydık Gödülün doyumsuz seherine
Bilirim inayet yok, nene yok dede de yok
Bilmez misin Çelebim seferinden dönen yok.
Karagöllerde Av
Bir gece yarısı ay suya düşer
Dağlarda bir tavşan pusuya düşer
Derinden derine dalgalanır su
Sararken her yanı barut kokusu
Çimenler üstünde üç beş damla kan
Gözünü nefretle kapatır tavşan
Çırpınır ağzında bir demet kekik
Ey avcı, her şeye çekilmez tetik
EŞREF DEDENİN BAHÇESİ
Kaç kere elmanı yedim bahçenden
İçimde bir sızı durur inceden
*******
Merhaba ufukta görünen şehir
Merhaba şırıl şırıl akan nehir
Ata yâdigârı köyüm merhaba
Uzun ince asfalt yolum merhaba
*******
Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var
Nice güzeller gördüm geçirdim
Epey hanlar hanumanlar göçürdüm
Susuzları kana kana içirdim
Yığın yığın ekinleri biçirdim
Bunca badireler gördüm geçirdimİki dağın arasına konmuşum
Kartal gibi taştan taşa uçmuşum
Mutlu günler görmüş, sefa sürmüşüm
Gödül namıyla meşhur köymüşümGödüllüyüm ben özüm
Kulak ver dinle sözüm
Eller Gödüle hayran
En başta benim özümÖz aşkımla dileyimle
Ayrı düştüm köyüme ben
Ancak senden ayrı gezen
Yürek değil beden olduEllerimi çekip senden
Köyüm yıllar geçer oldu
Hem sever hem sevilirdik
Bu gurbetlik neden olduTarlalarda desteyim ben
Bülbülüm kafesdeyim ben
Gezerim ben gamlı gamlı
Gören sanır hastayım benKış bitip de bahar gelince
Kar çiçeği açar bizim orada
Lodos esip karlar eriyince
Şırıl şırıl su akar bizim orada

Gaban’dan aşıp sana varırız,
Ayrılık yarasın sende sararız.
Senin gibi diyar,arar sorarız,
Dağları taşları yoldur Gödül’ün.

Ok hedefe varsa, sebep hep yaymış.
Gönül gurbet elde,yirmi yıl saymış.
Bir sevda uğruna,sıladan caymış.
Tadın damağımdan gitmiyor Gödül.

Karşı dağ başından sana bakarım,
Senin için türkü deyiş yakarım,
Sevginle sel olur çağlar akarım,
Havası, suları, hoştur Gödül’üm.

Ne zaman köy duysam, gözüm doluyor.
Firakınla yanan alev soluyor
Celebi yad ellerde saç, baş yoluyor.
Gurbette perişan, hallerim köyüm.

Sis bürümüş, duman sarmış dağların.
Su görmeden, mahsül verir bağların.
İzini kaybetmiş, şenlik çağların.
Issızlık bürümüş, yolların köyüm.

On Haziran gittim ettim ziyaret
Takat bitmiş hal tükenmiş eyvah ey
Her işten el çekmiş bitmiş ticaret
Defter dolmuş dal tükenmiş eyvah ey
Tevellütü otuziki yaş epey artmış
Dünya meşgalesin başından atmış
Koca çınar kurumaya yüz tutmuş
Hazan vurmuş dal tükenmiş eyvah ey
Güz güneşi gurup etmiş kaşında
Yar hasreti gözlerinin yaşında
Evlatları yatağının başında
Dil lal olmuş söz tükenmiş eyvah ey
Bir zamanlar Korelerde vuruşan
Dağ taş aşıp sılasına kavuşan
Çoban hasta celep olmuş perişan
Kıriz olmuş mal tükenmiş eyvah ey
Geceleri gündüz gibi ürüşan
Bülbül gibi güllerini soruşan
Bağban bitap bağlarda yok zernişan
Hazan vurmuş gül tükenmiş eyvah eyOn Eylülde firkat yeli esti sert
Vade dolmuş yol tükenmiş eyvah ey
Tutmuş yakasından amansız bir dert
Benzi solmuş bet tükenmiş eyvah eyÇelebi der ismi söylenir dilde
Yad-ı cemil olmuş şimdi gönülde
Kervan yola çıkmış gümüş bir ilde
Aylar geçmiş yıl tükenmiş eyvah eyMEKANIN CENNET OLSUN!
Kaynar Kazan Taşmaz Mı
Gaynar gazan daşmaz mı (oğlan)
Yol gedükten aşmaz mı (ah aman aman da)
Esef etme sevdüğüm (oğlan)
Ayrılan gavuşmaz mı (ah aman aman da)
Gara gazan goldadur (oğlan)
Yarim ırak yoldadur (ah aman aman da)
Bağırsam ses getmiyor (oğlan)
Dağlar aramızdadur (ah aman aman da)
Garşıda gabanlara (oğlan)
Gün çalmış sabanlara (ah aman aman da)
Ben yarimi sorarım (oğlan)
Dağdaki çobanlara (ah aman aman da)Eğlenceden GelenlereEğlenceden gelenlere
Çöl yaylalar kar mıdır
Sevdalıktan ölenlere
Sorgu sual var mıdırAlansa’nın başları da
Adam saklar taşları
Mahkemede söylenir de
Bekar kızın saçlarıAlansa bayır bacak da
Alansa yıkılacak
Alansa’nın kızları da
Çöl Gödül’e kalacakYayladan gel yayladan
Yollar çamur olmadan
Gel beraber kaçalımda
Hain baban duymadan

Yayla yolları taşlıda
Gel beri sarı saçlı
Anan mı vurdu senide
Her gün gözlerin yaşlı

Diyorlar bizde
Çitin; adı çeper;, oğlak da gıdik
Tay’a kurik derler, köpeğe gudik
Fasulyeye palğa, bulgura hedik
Mantıya da hıngel diyorlar bizde…
Telis, çuval demek pingel de folluk
Bütüne tomari, yayığa tuluk
Civcivlere cücük, hindiye culluk
Patatese kartel diyorlar bizde…
Un çobası herle, ahır bizde kom
Bacaya horik, leviye’ye lom
Dantel tentene, tuman ise don
Bedduaya gargış diyorlar bizde…
Sofra bezi dastar, samanlık merek
Demin’e bayah, sergene terek
Çaydanlığa çaynik, kovaya külek
Havluya da peşkir diyorlar bizde
Dilsizin adı lal, görmiyene kor
Yoğurt suyu süzük, öksürük de çor
Banyo yapmak çimmek, peynire lor
Mızıkçıya cığız diyorlar bizde…
Sos anık ve urva, kirişe hetil
Geçen yıla bıldır, yatağa mitil
Kahverengi gavut, bakraca sitil
Yolluğa da cecim diyorlar bizde…
Elbise entari, yumağa kelep
Koyunlara davar, sürüye celep
Çamaşıra esbab, çapraza vereb
Rüzgara barhar diyorlar bizde…Mandalara camış, kediye pisik
Sofralara sini, danaya mozik
Kuzu ve dananın yatağı kozlik
Divanlara peyke diyorlar bizde…Havalara ayam, çeşmeler göze
Annemiz aba’dır, tezyemiz eze
Halalara bibi, tazeye teze
Bayata da kerti diyorlar bizde…GÖDÜL KÖYÜ
Karşı karşı durmuş sıralı dağlar
Dört yanını sarmış çiçekli bağlar
Her taraftan soğuk suları çağlar
Cennet-i âlaya benzersin Gödül.

Sol tarafa düşer çöl meziresi
Seher vakti gelir bülbüller sesi
Herkesin düşüyor, sana hevesi
Gülistan gülüne benzersin Gödül

Haziran da gelir baharı, yazı
Bülbüller çekiyor türlü avazı
Herkese yaparsın cilveyi nazı
Dünya güzeline değersin Gödül

Ne yazsam sana yakışmaz mı ki ?
Bülbülü gülüne bakışmaz mı ki ?
Susamı sümbüle karışmaz mı ki ?
Dert söyleten dağları değersin Gödül.

Ahmet Olgun ( lamba mehmetin kardeşi)

Gödül Köyü

Yetmişbeş hanedir Gödül Köyümüz
Çatal çamdan gelir içme suyumuz
Kükremiş aslana benzer huyumuz
Yiğitler diyarı bizim köyümüz

Hovut tepesini kuşatmış duman
Hürün gecesinde eridi zaman
Yanık türkü söyler bizim kocaman
Aşıklar diyarı bizim köyümüz

Eşeğine vurmuş cilden semeri
Beline bağlamış deri kemeri
Unutmak imkansız yelli ömeri
Deliler diyarı bizim köyümüz

Patozlar çıkınca unuttuk gemi
Kürt kazim konakta demliyor demi
Babamın kardeşi Emrullah emi
Veliler diyarı bizim köyümüz

Kömürü meşhurdur yetişmez pamuk
Hacı Harun koşar tamperli ramuk
ihtiyar heyeti seçilmiş yamuk
Ağalar diyarı bizim köyümüz

Muammer der akan gözüm yaşıdır
Muhtar Mustafa kömür taşıtır
Hacı Osman köyde avcı başıdır
Avcılar diyarı bizim köyümüz

SILADAN GURBETE
Gurbete gideli hayli yıl oldu
Yıllar gönüle yardım etmiyor hocam
Saçlarım ağardı ,gül benzim soldu
Sensiz yanan ocak tütmüyor hocam

Gödülde bıraktın hasretle hüzün
Aklımdan çıkmıyor sohbetin sözün
Hayal aleminde görünen yüzün
Gözümün önünden gitmiyor hocam

Kader yendi bizi zaman ağında
Güller açmaz oldu dostun bağında
Vuslat yaylasında ,gönül bağında
Bülbüller küsünce ötmüyor hocam

Yordu bedenimi çektiğim çile
Bülbül aşık olur kırmızı güle
Davetim alıpta gelmesen bile
Gönderdiğin azık yetmiyor hocam

Sonbahar gelince bozulur bağlar
Sılada sevenler ah çekip ağlar
Aşığın derdini çekemez dağlar
Yazmakla sitemim bitmiyor hocam

BENZEME
Dur dinle cananım sana sözüm var
Akortu bozulan tele benzeme
Geciken baharı gören gözün var
Vakitsiz açılan güle benzeme

Menzile ulaşır dağları aşan
Boyutsuz yolları yorulur koşan
Mevsimi gelmeden çağlayıp coşan
Gönül vadisinde sele benzeme

Gönül aynasında yüzün gülmüyor
Gözlerin ıslansa mendil silmiyor
Sitemli sözlerin bitmek bilmiyor
Sine yaralayan dile benzeme

Hoyrat tepelerde yolumu kesen
Ömrün baharında yaşama küsen
Gödül yaylasında zamansız esen
Fırtına çıkaran yele benzeme

KRİZ VE İNSAN
Ticaretle meşgul olan esnafım
Sermayem kalmasın istemiyorum
Tükendi sermayem boşaldı rafım
Sabahlar olmasın istemiyorum

Ödemeler bırakmıyor yakamı
Yoksa yaptıkları tatsız şakamı
İple çekiyorum hergün akşamı
Gözlerim dolmasın istemiyorum

Güvenilmez her köyün ağasına
Zengin gitmez fakirlerin yasına
Dibi görünmeyen düş deryasına
Hiçkimse dalmasın istemiyorum

El ele verelim birlikte canlar
Hasan anlamazsa Hüseyin anlar
Köşeye sıkışan garip insanlar
Çaresiz kalmasın istemiyorum

YEŞİL KELKİTİM
Kış gelince beyazlanır dağların
Şirin memleketim ,yeşil kelkitim
Buram buram sevda kokar bağların
Şirin memleketim ,yeşil kelkitim

Yarınlara adım adım koşarsın
Dört mevsimi ayrı ayrı yaşarsın
İlk baharda pınar gibi coşarsın
Şirin memleketim ,yeşil kelkitim

Sevdalanır yiğit gençlik çağında
Bülbüller ötüşür yeşil bağında
Yavru ceylan gezer Çimen dağında
Şirin memleketim ,yeşil kelkitim

Yeşillerle bütünleşir yazların
Türkülere eşlik eder sazların
Irmağında yüzer ördek kazların
Şirin memleketim ,yeşil kelkitim

GÖNÜL
Yavrusun yitirmiş bir ceylan gibi
Kurt başlı dağlara yaslanma gönül
Pınar bulanıksa görünmez dibi
Dalıp ortasına ıslanma gönül

Bize kucak açan sevdanın aşkın
Sevgisi çoğaldı sarayın köşkün
Gönül ocağında gıdası pişkin
Yavan lokma ile beslenme gönül

Sevdanın elinden tutuldum derde
Ulaşmak zor olur yiğide merde
Sevda ikliminden öte bir yerde
Giyinip kuşanıp süslenme gönül

Zamanı zeminde tutan dağlarda
Gece uykusuna yatan dağlarda
Yaralı ceylanı yutan dağlarda
Karşıdan karşıya seslenme gönül

FANİ ALEM
Bu fani alemde vakit dolmadan
İlmin deryasına dalın Mürsel Bey
Ömrün baharında güller solmadan
Bir demet gül satın alın Mürsel Bey

Bir gece yarısı saatler buçuk
Gönül davetleri bazen hep uçuk
Gödül köyümüzde kapılar açık
Dilediğin kadar kalın Mürsel Bey

Ölümsüz sevdalar gönlüne sığar
Köhne duyguların heceyi boğar
Karanlık geceden güneşin doğar
Gönül deryasına dalın Mürsel Bey

Çavğa der mert olan sözünde dursa
Dünya hayatına kafayı yorsa
Bir misafir gibi hep hazır olsa
Haydi hoşça kalın Mürsel Bey

HATIRLASIN
Öz yurdunda sende hürsün
Yaz gelince tarla sürsün
Bizim köylü Pala Mürsün
Okudukça hatırlasın

Takar bazen deri kemer
Eşeğine vurur semer
Bizim köylü Yelli Ömer
Okudukça hatırlasın

Keser nalbant mığı nalı
Yeşermez ki kuru çalı
Bizim köylü Uzun Alı
Okudukça hatırlasın

Münür Paşa demler demi
Unutuldu harman gemi
Patoz vuran Harun Emi
Okudukça hatırlasın

Muammer de yazdı sizi
Tutmaz yaşlımızın dizi
İhtiyarı genci kızı
Okudukça hatırlasın

DÜŞ PAZARI

Düşlerin pazara çıktığı zaman
Kelkit ilçemizde alan olur mu?
Seddimi dalgalar yıktığı zaman
Gönül ocağında talan olur mu?

Kelkit Çayı bulanırsa durulur
Menzile varmayan beden yorulur
Erler meydanında divan kurulur
Yiğidin sözünde yalan olur mu?

Baharı geciken şu yüce dağda
Bülbüller öter mi bozulan bağda
Sevgiye susamış duygusuz çağda
Kırklar kapısını çalan olur mu?

Çimen dağlarının esen yeli var
Şu gönül sazının çalan teli var
Şenlik alayında duygu seli var
Gönül deryasına dalan olur mu?

Çavğa der mert olan sözünde dursa
Gönülden gönüle köprüler kursa
Bir gönül tellalı sorular sorsa
Sevda sınavında kalan olur mu?

GİBİSİN
Yoluna umutlar serdiğim güzel
Nakışı olmayan halı gibisin
Sonbahar gelince dökülür gazel
Yaprağı solmayan çalı gibisin

Şeyda bülbül gibi kafeste öten
Gönül ocağında ateşsiz tüten
Vuslat yaylasında zamansız biten
Yaban çiçeğinin balı gibisin

Sevda yollarında koşup yorulan
Gönül pınarında coşup durulan
Seher yeli estiğinde kırılan
Bir kuru çınarın dalı gibisin

Bahar mevsiminde çağlayıp akan
Gönül yarasını dağlayıp yakan
Hatır kahvesinde ortaya çıkan
Sevda çıkmazının falı gibisin

Ömrün baharında gönlümü çalan
Yurdumu yuvamı eyleme talan
Umut yollarında izleri kalan
Sevda kısrağının nalı gibisin

GÖNÜL BAHÇESİ
Gönül bahçesinde bülbüller ötmez
Sevdanın gülleri ekilmedikçe
Ömrün baharında çiçekler bitmez
Sevgi tohumları dikilmedikçe

Göze bulanırsa pınar durulmaz
Beden yorulurda yollar yorulmaz
Gönülden gönüle köprü kurulmaz
Tatsız dilden diken sökülmedikçe

Bize kucak açan bu eşsiz yurtlar
Mutluluğu arzulayan umutlar
Gökyüzünü kaplayan bulutlar
Üstümüzden tezden çekilmedikçe

Alçak dağlar yükseğine yaslanmaz
Hüzün bulutunda gözler ıslanmaz
Aklın ötesinde düşler paslanmaz
Duygular satıra dökülmedikçe

2001 Gümüşhane Kuşburnu Şenlikleri Şiir Yarışması
VAR MI?
Benimle yarışan gönüldaşlarım
Erler meydanında sazınız var mı?
Sözlerime saygı ile başlarım
Beden ikliminde yazınız var mı?

Düş azığı alıp gittiğim ile
Akıl odur başa geleni bile
Kilit mi vuruldu evrensel dile
Aklın heybesinde sözünüz var mı?

Gül olmazsa bülbül orada ötmez
Susuz bahçelerde çiçekler bitmez
Ateşsiz bacanın dumanı tütmez
Garip ocağında közünüz var mı?

Sevda türküsüyle yürekler yakan
Kimi memur olmuş kimisi bakan
İlimiz içinden çağlayıp akan
Harşit içre yüzen kazınız var mı?

NAZLI YAR
Haber alamadım esen yellerden
Sevdamızı yumak yaptım tellerden
Hasret yüklü sıla kokan ellerden
Senin için geliyorum nazlı yar

Ördüm şu gönlüme hasret ağını
Beyhude harcadım gençlik çağını
Ferhatın deldiği gönül dağını
Senin için deliyorum nazlı yar

Düşünmedim bu sevdanın sonunu
Üzerime yorgan yaptım yununu
Gönül eleğinde sitem ununu
Senin için eliyorum nazlı yar

FERMANIN VAR MI?

Gel gönül kapılma dünya işine
Yorma bedenini boşu boşuna
Azrail bir gün düşer peşine
Yarına çıkmaya fermanın var mı?

Kapatır üstünü toprak bir baca
Hava kararınca olmaz mı gece
Ne ilim bilirsin ne de bir hece
Yarına çıkmaya fermanın var mı?

Bu dünya fanidir sakın unutma
Hakkı bırakıpta batılı tutma
Sözlerim doğrudur ters yola sapma
Yarına çıkmaya fermanın var mı?

17 SUBAT
Yetim ezgilerin cana batarken
Toprağında şehitlerin yatarken
Bir şubat sabahı şafak atarken
Naran korkakları kovdugu gündür.

Ok atılır menziline yayın da
Şehitler anılır şubat ayın da
Çimen dağlarında Kelkit çayında
Namert fitnesini bozduğu gündür

Bir kurtuluş yeli esti yüceden
Korkmaz Türk milleti asla cüceden
Şafağı koynunda saklı geceden
Kelkit’in yeniden doğduğu gündür.

Kurtuluş savaşı şehitlerine
Saygımız var paşasına erine
Korkak yüreklerin tepelerine
Çelik kurşunların yağdığı gündür

Eridi sevdanın donan buzları
Bülbüllerin mesken tuttu yazları
Toplanın yiğitler çalın sazları
Zafer avuçlara sığdığı gündür

RAHMETLİ MUAMMER ÇAVĞA
http://www.youtube.com/watch?v=22JckkeDFMk

Aşık İsmail Doğan Şiirleri

ŞU FANİ DÜNYAYA BİR BAK İBRET AL

Boşuna dünyayı gezme kardeşim
Şöyle tabiata bier bak ibret al.
Meyvesiz ağaçta çiçek mi açar
Meyvesin yetiren daldan ibret al.

Ağaçlar yaprağın dökerler güze
Muhammed ümmetim demiştir bize
Tabiat içinde dikkat et pire
Yaprağın dökmeyen daldan ibret al.

Yaz bahar ayları gelir güz ile
Muhabbet şirindir tatlı söz ile
Kırma ki komşunu bir kem söz ile
Yedi sual bir sorudan ibret al.

Aşık İsmailim nolacak sonun
Mevlanın Kelamı Kurandır yolun
Beyhude dolaştın boşa yoruldun
Şu yalan dünyaya bir bak ibret al.
10.02.1978

PERİŞAN HALLERİM SORMA BE ZALİM
Perişan hallerim sorma be zalim
Sanki çare bulacakmışsın gibi
Evvel bağban idim dostun bağında
Şimdi soldum elde kalan gül gibi.

Bu kem talihimi çoktan denedim
Uçamadım sarpa yere tünedim
Üç yaşımda matem giydim
Hayale karıştı gönlüm düş gibi.

İsmailim ömrüm böyle sökülür
Kem talih elinden boynum bükülür
Hazan değmiş gibi yaprak dökülür
Her yana savurdu tozan kül gibi.
11.12.1996

ÇAREMİ BEKLERSİN O GİDEN YARDAN
Bana ahvalini arzetme dostum
Senden ayrılalı halim perişan
Dermek iştediğin gül açılmadı oy oy
Bozuldu bağlarım güller perişan oy oy.

Zamansız gül açtı gönül bağımda
Döşürdüler onu engin çağında
Bülbül terk eyledi göül bağımdan oy oy
Düşürdü figana yaz bahar olsun oy oy .

Aşık ismailim bahrdan yazdan
Çaremi beklersin o giden yardan
Kalmışım gurbette bir kırık sazlan oy oy
Sazım düzen tutmaz teller perişan oy oy.
3.4.1993
KÜÇÜKTEN GÜLMEYEN
Küçükten gülmeyen sonra gülemez
Yaram gizli tabip doktor bilemez
Garibin halini görüp gülünmez
Ne olursun doktor açma yaramı.

Feleğin sillesin yemeyen bilmez
Kader yazısını kimse silemez
Garibin mezarı silik bilinmez
Ne olursun doktor açma yaramı

İsmail derdini dötün kaleme
Gizli sırlarımı açmam aleme
Neşter çalıp sakın yaram elleme
Ne olursun doktor açma yaramı.
10.7.1993
BÜLBÜLE SÖYLEDİM
Neler gelip geçti garip başımdan
Bir tat alamadım dünya aşından
Geçen mazilerim her an karşımdan
Sanki bugün gibi dizilir tek tek.

Bülbüle söyledim güle söyledim
Sonum meçhul imiş bunu bilmedim
Tez solan bir gül ile gönül eyledim
Süzülür gözümden yaşlarım tek tek.

İsmailem var mı kedersiz günün
Hakka bağlı özün tekbirde dilin
Gün gelir seninde solacak gülün
Niçin sıralarsın dertlerin tek tek.
11.8.2003
KURUMUŞ BİR DALDA
Kurumuş bir dalda yaprak misali
Dokunsalar düşeceğim dalımdan
Felek nazli yarim aldı elimden
Kopardı dalımdan bir gül misali.

Varmıdır dünyada muradın alan
Hoyrat girdi bağım eyledi talan
Dedim derdim dökem tükendi kalem
Döktüm göz yaşımı seller misali.

Eser sam yelleri düşürür bir gün
Koparır dalımdan götürür bir gün
Bana derler Aşık ne murat aldın
Ne dünü yaşadım ne güldüm bir gün.

İsmail var mıdır muradın alan
Yoktur senin gibi yarıda kalan
Vurdu sam yelleri eyledi viran
Düşürdü figana bülbül misali.
27.8.1995

ANAM
Duydum bahar gelmiş bizim ellerde
Aradım kokunu esen yellerde anam
Bulamadım rengin açan güllerde
Menekşe kokulu gül yüzlü anam.

Koydun içerime ateşten közün
Ah çekerim kanlı yaş dolar gözüm
Bilmiyorum varsa sana kem sözüm anam
Hakkın helal eyle gül yüzlü anam.

Dolaşsan dünyanın dört bir bucağın
Bulunmaz ki annem sıcak kucağın
Kitlenmiş kapılar tütmez ocağın anam
Dönmüş viraneye gül yüzlü anam

İsmailim ana hasretin acı
Koydun içerime çıkmaz bir sancı
Hayalin karşımda inanki anam
Nasıl unuturum gül yüzlü anam.
5.9.2007
AĞLADIM OLMADI GÜLDÜM OLMADI
Şu yalan dünyaya geldim geleli
Gam kederen başka günüm olmadı
Felek sillesini vurdu vuralı
Ağladım olmadı güldüm olmadı
Feleğe sitemim yazdım olmadı

Nice mihnetinen açan gül oldum
Budadılar dalım sarardım soldum
Bülbüle sevdalı yaban gül oldum
İlk baharda soldum açtım olmadı
Feleğe sitemkar oldum olmadı

İsmailem düştüm halden hallere
Gizlidir bu derdim açmam ellere
Geçen bu ömrümü döktüm kaleme
Topladım çıkardım bir gün olmadı
Feleğe sitemkar oldum olmadı.
18.1.1998

ADIMIZ KALIR DİLLERDE
Hangi bir derdime yanam
Sual eyle ben söyleyim
Olmuşum dertlere ozan
Yalnız kaldım bu ellerde
Kimsesizim gurbet elde

Gücenmedim bir sözüne
Bir ateş koydun özüme
Sensiz dünya yok gözümde
Garip kaldım bu ellerde
Sensiz durmam ben bu köyde

Garip ismailim yeter
Dert üstüne derdim biter
Bir gün olur ömür biter
Kalırız gurbet ellerde
Adımız kalır dillerde.
20.9.2008

İNDİM DOST BAĞINA
İndim dost bağına güllerin solmuş
Bülbüller yurduna baykuşlar konmuş
Neyleyim nazlı yar kader bu imiş
Gül üstüne gülü koklattı felek

Başından geçmeyen bunu bilemez
Gönül viranedir bülbül eylenmez
Göyerdi bostanım yaprak yeşermez
Şimden sonra gülüm açar mı bilmem.

Şikayetim yoktur ulu Mevlama
Melhem diliyorum azgın yarama
Bozulmuş bir bağda gül açar amma
Şimden sonra gülüm açar mı bilmem

İsmailem her gün her an ağlarım
Gel gör ki virana döndü bağlarım
Sam vurdu döküldü dalım yaprağım
Artık şimden sonra açar mı bilmem.
11.8.1999

DÜŞERSİN BİR DERDE BAKAN BULUNMAZ
Nedir bu feryadın divane gönül
Yıllardır feryadın duyan bulunmaz
Çekmez gam yükünü yorgun bedenin
Düşersin bir yerde gören bulunmaz

Gökte uçan kuşun sanma derdi yok
Kim bilir yuvası belki yemi yok
Dolaştım alemi seyran eyledim
Çok aradım ama dertsiz bir kul yok.

İsmail bu evham başka biçimde
Yıllardır sakladım gizli içimde
Gün de gün beyaz gül açtı saçımda
Nedir bu evhamın deyip soran yok.
9.12.1998
Ne sen sual eyle ne ben söyleyim
Ben bülbülü gördüm güller içinde
Açılmış renkleri ayrı biçimde
Sorsalarda demem gizli içimde
Ne sen sual eyle ne ben söyleyim

Sordum nedir derdin figana düşmüş
Üşümüş gagası kanadı düşmüş
Güllerden ayrılık içine düşmüş
Ne sen sual eyle ne ben söyleyim

Bir sorayım dedim ne idi derdi
Kanadın güllerin üstüne gerdi
Tükenmiş mecali figanı neydi
Ne sen sual eyle ne ben söyleyim

İsmail bülbüle neler söyledin
Ne idi figanı niçin demedin
Derdim bana derman imiş bilmedim
Ne sen sual eyle ne ben söyleyim.
10.9.1995

BİLMEM Kİ NOLACAK SONUMUZ BİZİM

Giymedim dünyada yeşili alı
Kutmuyu libası hemide şalı
İşte görünüyor dünyanın hali
Bilmem ki nolacak sonumuz bizim

Garibim dünyaya geldim geleli
Gülmedim ağladım yaş gözde belli
Yaşım gitti dostum sin oldu elli
Bilmem ki nolacak sonumuz bizim

Garip İsmailim hal böyle böyle
Kendin mi naçarsın kader mi böyle
Dünya mı karışık oy oy düzen mi böyle
Meçhuldür bilinmez sonumuz bizim.
18.7.1981

KÖYÜM
Seni bilmem bu dert beni yaralar
Ekini kurumuş hozan tarlalar
Halkı göç eylemişviran haneler
Oturdum karşıda ağladım köyüm

Kelkit’ten Gödül’e düşerse yolum
Soğuk sularından içsem üç yudum
Köyüm sende doğdum sende büyüdüm
Çıkmıyor aklımdan maziler köyüm

Çok sırlarım saklı senin içinde
Boynu bükük gördüm köyler içinde
Ben yarı kaybettim yoktur içinde
Sordum komşulardan sordum ağladım

İsmailem vardım Yatak taşına
Nazlı yar hayali geldi karşıma
Damla damla yaşlar düştü döşüme
Yazdım bu destanı yazdım ağladım.
20.9.2008

NAKARAT
Oğul oğul
Gülmemiş yar gülmemiş
Yetim olan gülmemiş
Yıllar oldu nazlı yarı kaybettim
Baktım köye dönmemiş

NOLUR YAKMA
Hatamı işledim yoksa kelamda
Emsalın bulunmaz hiçbir alemde
Mevlam bizi yazmış Levhu kalemde
Ne için yakarsın nara sevdiğim

İsmin oldu her an dilimde hece
Geçmez oldu sensiz gündüzüm gecem
Açtım sırlarımı ben sana önce
Niçin yakarsın ki nara sevdiğim

Olmuşum dünyanın gam çeken eri
Gönlünde yok mudur garibin yeri
Bunca yoldan sonra dönülmez geri
Nolur yakma bizi nara sevdiğim

Dilek tuttum sana Yüce Mevladan
Gönül perdesini kaldır aradan
Seni sevdiğimi bilir yaradan
Ne için yakarsın ki nara sevdiğim

İsmailem hangi yoldan varayım
Dert bir değil hangisini yazayım
Yandı viran oldu gönül sarayım
Nolur yakma bizi nara sevdiğim.
11.11.1987

İNTİZAR
Şikayetim sana ey zalim felek
İy olmaz dertlere düşürdün beni
Merhamet et nolur halime acı
Siyah saçlarımı ağ ettin felek

Garibim dünyaya geldim geleli
Mesken ettin bana gurbet elleri
Soldurdun bahçemde açan gülleri
Düşmanımı bana güldürdün felek

İsmailem yazdım dert yana yana
Şansım gülmez oldu hep dertten yana
Sılada bıraktım bir garip ana
Vatanım elimden eyledin felek.
11.12.1987

Ercan Olgun

GÖDÜL’ÜME-1
Bizim köyün daglarina,
Çiçek açmis baglarina,
Yogurt kokan yaglarina,
Hasretim ben Gödül’üme.
Çatalçam, karamese, Çatak,
Harakta, Büyükdüz, Çorak,
Hatunoglu, Sögüt, Hovut,
Hasretim ben Gödül’üme.

GÖDÜL’ÜME-2
Kar yagar kapanir yollar,
Geçit vermez olur daglar,
Kisin hastalanir saglar,
Hasretim ben Gödül’üme.

Traktörler olmus motor,
Kagnilardan eser yoktur,
Sen dur Harun emi biraz otur,
Hasretim ben Gödül’üme

GÖDÜL’ÜME-3
Distirlar, Hidirlar, Naringil,
Haydurel, Osmanel, Kotangil,
Culalar, Ehsanlar, Baglargil,
Hasretim ben Gödül’üme.

Yeter artik yazma Ercan,
Hasretlige yoktur derman,
Izin için çikmaz ferman,
Hasretim ben Gödül’üme.

Sögüt’te yaparlar bostan bol olur suyu
Kadinlari dertli, asabi huylu
Erkekleri yagiz uzunca boylu
Gödül köyümün mert insanlari

ŞEN GÖDÜL KÖYÜ

Bağrından koparıp ayırma beni
Ben sensiz olamam öz vatanım
Hasretle beklerim gelip görmeyi
Hep şirin kalasın sen Gödül köyü

Seninle yaşadım ben çocukluğumu
Senden ayrı kalmak hasret dolu
Anamın yurdu babamın yurdu
Sen bir cennetsin şen gödül köyü

Gönlüme vatan sevgisini attın
Ruhuma yerleştin kalbimi yaktın
Beni gurbetçi yapmak için plan yaptın
Sen köylerin en güzelisin gödül köyü

Sensiz yaşamanın ne tadı vardı
İçinde hasret dışında matem vardı
Babam hep üzülürdü anam ağlardı
Beni hasret koydun şen gödül köyü

Yazan: Merhum Resul Çelebi / Ereğli
(Mekanın cennet olsun Emmoğlu)
Not:Şiirin orijinali Gödül köyü yerine Gümüşhane idi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s